Don Kişot ve Sembolojisi

 

Realist  bakış açısından ele alındığında hayatın yükünü kaldırabilmek için araçlara ihtiyaç duyarız. Bu araçlar “savunma mekanizmaları- duvarlar olabilir. Bunca insanın başına bu kadar kötü olay geliyor neyse ki bana olmuyor”. “İnsanlar çok kaba; o halde bende kaba ve sert olmalıyım. “  Tüm araçlar hayatın sunduğu zorluk ve dehşete bir cevap niteliğinde olduğunda, vereceğimiz cevaplar zamanın kendi sınırlarında var olmamızdan başka bir şey sunmaz. “Çok para lazım, para her şeyden önemli, seversen kırılırsın sevme…”  Peki, acaba başka bir zamanda yaşasaydık; bu durumlara başka cevaplar verir miydik? Hatta belki bir sahil kasabasında yaşasak, hala para her şeyden önemli mi derdik? Gerçek kimliğimiz bu cevapları vermemizi ister mi? Asıl soru budur. Don kişot’un bize roman boyunca sordurttuğu soru budur.

“ Bütün bu sıkıntıların şövalyelik mesleğinin bir parçası olduğunu düşünmesem… düşünmek ne kelime, kesinlikle bilmesem, sırf öfkemden ölür kalırdım burada.”

Silahtarı şöyle cevap verdi:

“Efendim, madem bu felaketler şövalyelik ürünü, lütfen söyleyin sık mı olurlar yoksa belli zamanları var mıdır? Çünkü bana öyle geliyor ki iki hasadın sonunda, eğer merhameti sonsuz olan Tanrı imdadımıza yetişmezse üçüncüsüne halimiz kalmayacak.” sf 130

Çünkü o, hayatın tüm zorluklarını aşılabilecek bir deneme, üstesinden gelinip zafer kazanılabilinecek bir bilinç durumu olarak görür: “şövalyelik mesleğinin bir parçası”. Yani daha onurlu bir amaç uğruna kazanılacak belli zaferler vardır onun için: şikayet etmemek, az yemek yemek; nazik olmak, cömert olmak gibi de belli davranışlar vardır sergilenmesi gereken- özellikle hayat tam tersini talep ediyor gibi göründüğünde. Yani kaba insanlarla karşılaşıp nezaket talep ettiğinde; bencillikle karşılaşıp cömertlik yapmak gerektiğinde…

Yazar Cervantes’in hayatı, yazdığı romanın kendisine ilham verebilecek güçtedir.  29 Eylül 1547’de doğmuş,  23 Nisan 1616’da ölmüştür. Doğum yeri, Madrid’e yakın bir üniversite şehri olan Henares’tir. Hümanist öğretmeni Juan Lopez, kendisinin, ileride açıkça bahsedeceğimiz,  ilk hümanist felsefe ile tanışması olmuştur. Fakir aile’de, zor şartlarda okumuştur. Oda hizmetçisi olarak İtalya kardinalinin yanında Roma’ya gitmiş; sonra asker olup, 1751 İnebahtı deniz savaşında Osmanlı’ya karşı savaşmış; göğsünden yaralanmış, sol elini kaybetmiştir. Hayat çilesi burda bitmez. Dönüş yolunda korsanlara yakalanıp Osmanlı’ya esir olarak verilmiştir ( Cezayir 1575-1580). Serbest kaldığında, erzak görevlisi olmuş; tuttuğu kayıtlarda yolsuzluk olduğu iddia edilmiştir. Direk yolsuzluk yapan kendisi olmasa da kayıtları tutan kişi olarak sorumlu atfedilmiş ve hapse atılmıştır. (Hapiste Don Kişot’u yazdı.) Hapisten çıkar çıkmaz Madrid’e döndü, ki hayata burada veda etmiştir.

Eseri, dünya edebiyatının ilk romanı olarak tarihe geçer. Zamanına göre modern fikirler sunması ile değer kazanır. Sosyal düzene bir eleştiri vardır romanında ki bu sebeple eser klasikleşmiş, zamanını aşabilmiştir:  “ dalga geçen bir yüzeyin altında ele alınan ciddi konular”(norton anthology, 1961). İlk olarak 1605 yılında basılmıştır.